İKAROS’UN DÜŞÜŞÜNE ŞİİRLER

Girit Kralı Minos, büyük mimar-heykeltıraş Daidalos’a sonsuz ve girift dehlizleri olan Labyrinthos’u yaptırdı ve insan bedenli-boğa başlı canavar Minotauros’u buraya hapsetti. Theseus Girit’e Minotauros’la çarpışmak için geldiğinde Kral’ın kızı Ariadne ona âşık oldu ve yardım etmek istedi. Daidalos da Ariadne’ye yiğide bir yumak iplik vermesini salık verdi. Theseus karanlık ve karışık dehlizlerde ilerledikçe yumak çözülüyordu, canavarı öldürdükten sonra da çıkış yolunu bu iplik gösterdi ona. Dışarı çıkınca Ariadne’yle birlikte Naksos’a kaçtı. Bu işte Daidalos’un parmağı olduğunu öğrenen Kral çok öfkelendi ve sanatçıyı oğlu İkaros’la birlikte Labyrinthos’a kapattı. Daidalos oradan kaçıp kurtulmak için çareler aramaya başladı. Uzun uzun çalıştı, kendisi ve oğlu için birer çift kanat yaptı ve onları balmumuyla omuzlarına yapıştırdı. Uçmadan önce oğluna dedi ki: “Ne çok alçaktan uç ne de fazla yükselip Güneş’in ışınlarına yakın gel.” Ne var ki, havalandıktan sonra İkaros babasının bu sözünü unuttu: Artık başarısından dolayı gurura mı kapıldı yoksa hava sarhoşluğuna mı tutuldu; yükseldikçe yükseldi, Güneş’in ışınlarına aldırmadı. Doğayı yenmek, özgürlüğe kavuşmak sevinciyle Güneş Tanrısı Helios’u hor görme suçunu işledi. Tanrı da onun kanatlarını tutan balmumunu eriterek onu cezalandırdı. İkaros tepetaklak denize düştü ve boğuldu. Ege’de Sisam adasının çevresindeki denize İkaros denizi dendi bundan böyle. Daidalos ise sağ salim Sicilya’ya vardı. Daidalos’la İkaros’un öyküsü, dünyanın ilk uçan adamlarının öyküsü oldu böylece. Bir de, insanoğlunun kibrinin doğa karşısındaki yenilgisinin simgesi oldu.